Aklında ne var? Ne oldu? Ne yapıyorsun?...
Hergün sosyal medyada ve gündelik hayatımızda farkına varmadan
maruz kaldığımız şu ''ne'' leri bir açalım:
''Ne?'' insan bilincini sığlaştıran,düşünme yetisini alıkoyan,
materyalistçe bir soru mudur?
Ya da ''Madde'' baskısı mı?
Öyleyse nedir madde?
Kütlesi,hacmi ve eylemsizliği olan herşey! diye tasvir edilir.
Peki varlığın eylemsizliği olabileceği aklınıza yatıyor mu?
Sandalye öyle hiç kıpırdamadan duruyor işte!diyebilirsiniz.
İçinde dönüp duran en küçük yapıtaşı=atom ve parçacıkları;
elektronlar,proton,nötron...Ne oluyor o zaman?
Her şey değişmekte, eskimekte ya da yenilenmektedir.
Eylemsiz her varlığı madde diye tanımlayan kafalar!
Neden ''Maddenin halleri'' diye sınıflandırılır?
Tanımla bağlamın çeliştiği bir noktadayız...
Maddenin halleri -> katı, sıvı,gaz ...
Fen bilgisi dersinden konuya nasıl hakimiz?
İçeriğini derinlemesine idrak etmeden...
Halden hale geçiş süreçlerini hiç düşündünüz mü?
Bir varlığın hallere girmesinde açığa çıkan o yepyeni halleri?
Erime,donma,kaynama,yoğunlaşma,süblimleşme noktalarını?
Varlığın fiziksel özellikleri mi sadece değişir?
Gördüğümüz-göremediğimiz herşeyin bir görevi vardır...
O zaman madde nedir?Aslında madde demek doğru mudur?
Başka açıdan bakalım hemen:
Soyut nedir?Somut nedir?
Elle tutup gözle görebildiğimiz,beş duyu organıyla algıladığımız
varlıklara somut denir Türkçe kitaplarında...
Elle tutup gözle görebilme kabiliyeti nereden gelir?
Soyuttan gelir...
Soyuttan gelen somut olur mu?
Algıladığımız dedik!Algılamak da soyuttur.
O zaman Somut diye birşey kaldı mı!
Gelelim Ne?sorusunu sorana...
Seni sığ kavramlar,etiketler,ve metalaşan bilgiler üzerinde
odaklandırıp kendisi icat üstüne icatlar yapıyor!
Yani dışa,kabuğa yönelik bir yargıya seni kaptırırken
beynine ''takma bir akıl' 'takıyor...
Özü, cevheri düşünmeni istemiyor!
Gollum gibi sinsice yaklaşıp:
Ne düşünüyorsun kıymetlimissss?
der gibi aklını yönetiyor.
Devamında da düşünüyorsun?derken
Düşünüyosun!bir emrivakiye getirme durumu da var.
Düşünüyosun hayvan değilsin ya!der gibi...
Deli bir 'ne' statüsünde biçimlendirme çabası içinde...
Çok da tın!
Lakin sen bunu bir abi/abla dertleşecek efendi biri bilip soruyu
saf,samimi algılıyorsun.
Aklını kullan!
Aklını güncellerken manipülasyon ve dezenformasyona kapat!
Ve aklını sımsıkı tut-kaçırma!Şakaya gelmez ;-)
Sadede gelelim:
İnsanlar ekseriyetle ilk bakışta sorulan soruya değil de,
vereceği cevaplara odaklandığı için beynin sağ ve sol lobunun
aynı anda devrede olmadığı görülür.
İnsan psikolojisinin sorulan soruya duygusal yaklaşmasında,
kendini ifade etme isteğindeki baskınlığı da gözününe aldığımızda,
bu gayet subliminal bir süreçtir.
Soruyu soran garip bir hazımsızlık içinde!
O değil de,mantıksal yaklaşsan bu soruya nolur la!
diyen içimizdeki Behzat Ç'ye
bir gönderme:
Beyin jimnastiği iyi gelir!
Analitik sadece geometride olmaz!
Hadi loblara iyi bak! Keyfine de!...:^)
Hergün sosyal medyada ve gündelik hayatımızda farkına varmadan
maruz kaldığımız şu ''ne'' leri bir açalım:
''Ne?'' insan bilincini sığlaştıran,düşünme yetisini alıkoyan,
materyalistçe bir soru mudur?
Ya da ''Madde'' baskısı mı?
Öyleyse nedir madde?
Kütlesi,hacmi ve eylemsizliği olan herşey! diye tasvir edilir.
Peki varlığın eylemsizliği olabileceği aklınıza yatıyor mu?
Sandalye öyle hiç kıpırdamadan duruyor işte!diyebilirsiniz.
İçinde dönüp duran en küçük yapıtaşı=atom ve parçacıkları;
elektronlar,proton,nötron...Ne oluyor o zaman?
Her şey değişmekte, eskimekte ya da yenilenmektedir.
Eylemsiz her varlığı madde diye tanımlayan kafalar!
Neden ''Maddenin halleri'' diye sınıflandırılır?
Tanımla bağlamın çeliştiği bir noktadayız...
Maddenin halleri -> katı, sıvı,gaz ...
Fen bilgisi dersinden konuya nasıl hakimiz?
İçeriğini derinlemesine idrak etmeden...
Halden hale geçiş süreçlerini hiç düşündünüz mü?
Bir varlığın hallere girmesinde açığa çıkan o yepyeni halleri?
Erime,donma,kaynama,yoğunlaşma,süblimleşme noktalarını?
Varlığın fiziksel özellikleri mi sadece değişir?
Gördüğümüz-göremediğimiz herşeyin bir görevi vardır...
O zaman madde nedir?Aslında madde demek doğru mudur?
Başka açıdan bakalım hemen:
Soyut nedir?Somut nedir?
Elle tutup gözle görebildiğimiz,beş duyu organıyla algıladığımız
varlıklara somut denir Türkçe kitaplarında...
Elle tutup gözle görebilme kabiliyeti nereden gelir?
Soyuttan gelir...
Soyuttan gelen somut olur mu?
Algıladığımız dedik!Algılamak da soyuttur.
O zaman Somut diye birşey kaldı mı!
Gelelim Ne?sorusunu sorana...
Seni sığ kavramlar,etiketler,ve metalaşan bilgiler üzerinde
odaklandırıp kendisi icat üstüne icatlar yapıyor!
Yani dışa,kabuğa yönelik bir yargıya seni kaptırırken
beynine ''takma bir akıl' 'takıyor...
Özü, cevheri düşünmeni istemiyor!
Gollum gibi sinsice yaklaşıp:
Ne düşünüyorsun kıymetlimissss?
der gibi aklını yönetiyor.
Devamında da düşünüyorsun?derken
Düşünüyosun!bir emrivakiye getirme durumu da var.
Düşünüyosun hayvan değilsin ya!der gibi...
Deli bir 'ne' statüsünde biçimlendirme çabası içinde...
Çok da tın!
Lakin sen bunu bir abi/abla dertleşecek efendi biri bilip soruyu
saf,samimi algılıyorsun.
Aklını kullan!
Aklını güncellerken manipülasyon ve dezenformasyona kapat!
Ve aklını sımsıkı tut-kaçırma!Şakaya gelmez ;-)
Sadede gelelim:
İnsanlar ekseriyetle ilk bakışta sorulan soruya değil de,
vereceği cevaplara odaklandığı için beynin sağ ve sol lobunun
aynı anda devrede olmadığı görülür.
İnsan psikolojisinin sorulan soruya duygusal yaklaşmasında,
kendini ifade etme isteğindeki baskınlığı da gözününe aldığımızda,
bu gayet subliminal bir süreçtir.
Soruyu soran garip bir hazımsızlık içinde!
O değil de,mantıksal yaklaşsan bu soruya nolur la!
diyen içimizdeki Behzat Ç'ye
bir gönderme:
Beyin jimnastiği iyi gelir!
Analitik sadece geometride olmaz!
Hadi loblara iyi bak! Keyfine de!...:^)
Tuba Caliskan Copyright © All Rights Reserved